top of page

2026’ya Girerken: Umut Taşıyan Bilinçli Adımlar

Etki alanımızda umudu yaymak mümkün.
Etki alanımızda umudu yaymak mümkün.

“Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü…”Charles Dickens, İki Şehrin Hikâyesi


Charles Dickens, İki Şehrin Hikâyesi adlı romanına insanlığın en çelişkili hâllerini aynı anda anlatan şu cümlelerle başlar :


“Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, Aydınlık mevsimiydi, Karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu.”


Bu satırlar, Fransız Devrimi öncesi ve sonrasının kaotik atmosferini anlatırken; aynı anda hem umudu hem umutsuzluğu, hem aydınlanmayı hem karanlığı barındıran bir zaman dilimini tasvir eder.


Roman, Londra ve Paris arasında geçen olaylar üzerinden yalnızca bir tarih anlatısı sunmaz; insanın kriz zamanlarında nasıl konumlandığını, hangi değerlerle hareket ettiğini ve hangi bedelleri ödemeyi seçtiğini sorgular. Bu yönüyle İki Şehrin Hikâyesi, bugün hâlâ güncelliğini koruyan güçlü bir aynadır.


Romanda olaylar, büyük bir toplumsal dönüşümün eşiğinde; adaletsizlik, öfke ve belirsizlikle şekillenen bir dönemde geçer. Ancak bu anlatı yalnızca tarihsel bir arka plan sunmaz. Asıl odağı, kriz zamanlarında insanların nasıl kararlar aldığı ve hangi değerlerle ayakta kaldığıdır.

Bu yönüyle kitap, geçmişe ait bir hikâye olmaktan çok; geçiş dönemlerinin evrensel bir haritası gibidir.


2026’ya girerken içinde bulunduğumuz dönem de benzer bir ikiliği taşıyor: İmkânların arttığı ama belirsizliklerin derinleştiği, bilgiye erişimin kolaylaştığı ama anlamın zorlaştığı bir zaman.


Umut: Gerçekliği Görerek Ayakta Kalmak


İki Şehrin Hikâyesi’nde umut, hayal ya da romantik bir duygu olarak sunulmaz. Aksine; karanlık, karmaşa ve adaletsizlik ortamında sınanan bir duruştur. Devrimin yarattığı öfke, adaletsizlik ve intikam duygusu, insanları kolayca karanlığa sürükler.


Umut için uyanmak
Umut için uyanmak


Aristoteles’in “Umut, uyanık insanların rüyasıdır” sözü, Dickens’ın çizdiği bu tabloyla örtüşür. Dickens, tam da bu ortamda umudun hâlâ mümkün olduğunu gösterir.


Bazıları koşullara teslim olurken, uyanık olanlar insanlık onurunu ve umudu taşımayı seçer.






  • Umut; olup biteni inkâr etmek değil, olan bitenin içinde bilinçli bir duruş sergileyebilmektir.

  • Umut; görmezden gelerek değil, gerçeği kabul ederek var olmaktır.

  • Umut; olanı fark etmek, zor sorularla yüzleşmek ve sorumluluk almayı seçmektir.

  • Umut; sadece daha iyi bir gelecek dilemek değildir.

  • Umut, gerçeklikten kaçmak değil; gerçekliğin tam ortasında ayakta kalabilmektir.


Dickens’ın romanında da karakterler, tam bu kırılma anlarında kim olduklarını gösterir.

2026’ya girerken umut; beklemekten çok fark etmek, dilemekten çok sorumluluk almak ve ataletten çok harekete geçmektir.



Bilinçli Kararlar: Kırılma Anları


İki Şehrin Hikâyesi’nde insanların kaderi, çoğu zaman büyük olaylardan çok; belirsizlik anlarında verilen bireysel tercihlerle şekillenir. Roman, konfor alanında kalmayı seçenlerle, değerleri doğrultusunda hareket etmeyi tercih eden farklı duruşları yan yana sunar.



Bilinçli Kararlar Güven İnşa eder
Bilinçli Kararlar Güven İnşa eder

Bu karşıtlık, bize şunu hatırlatır: Bilinçli kararlar, her zaman kolay değildir; ancak umudun yönünü belirler.


Bugün de benzer bir eşikteyiz. 2026; alışkanlıklarla değil, değerlerle alınan kararların yılı olabilir. Bu tür kararlar kısa vadeli konforu değil; uzun vadeli anlamı ve güveni inşa eder.




Sorumluluk ve Toplumsal Etki


Romanın arka planında, uzun süre ertelenen sorumlulukların zaman içinde nasıl daha farklı sonuçlar doğurduğu görülür. Adalet duygusunun zayıflaması, empati eksikliği ve görmezden gelinen durumlar; belirsizliği ve güvensizliği artıran bir zemine dönüşür.


Ancak Dickens, aynı zamanda şunu da hatırlatır: Zorlayıcı koşullar altında dahi sorumluluk üstlenen bireyler vardır. Sessizce, istikrarlı bir biçimde değerlerini koruyanlar… Büyük söylemler yerine, bulundukları alanlarda güven ve denge oluşturanlar…


Umut, tam da bu tutum sayesinde bireysel bir duygudan çıkarak paylaşılan toplumsal bir değere dönüşür.

 

Umudun Taşıyıcıları


Romanın en güçlü mesajlarından biri şudur: Umut, çoğu zaman en görünür olanlar tarafından değil; belirsizlik anlarında sorumluluk almayı seçenler tarafından taşınır.


Dickens, okuyucuya şunu sezdirir: Umudu taşıyanlar kusursuz ya da her zaman güçlü görünen kişiler değildir. Aksine; kendi sınırlarının farkında olan, deneyimlerinden öğrenen ve başkaları için inisiyatif almayı seçenlerdir.


Bu kişiler, takdir beklentisiyle değil; değerleriyle uyumlu olduğu için harekete geçer.

Umudu, söylemden çok tutarlı davranışlarla görünür kılarlar.



Umut her zaman var
Umut her zaman var

 2026: Umuda Alan Açmak


Yeni bir yıl, yalnızca zamanın ilerlemesi değildir.


2026; hem imkânları hem belirsizlikleri aynı anda barındırabilir.

Dickens’ın da işaret ettiği gibi, dönemler çoğu zaman çelişkilerle şekillenir.


Farkı yaratan; bu dönemlerde nasıl konumlandığımızdır.

Umut her zaman vardır.




Önemli olan, onu uyanık kalarak fark etmek, bilinçli kararlarla yönlendirmek ve sorumluluk üstlenerek taşımaktır.


2026, umudun sessiz ama kalıcı biçimde çoğaldığı bir yıl olabilir.


Hepimizin kendi etki alanından başlayarak bunu yayması mümkün.

 

Yorumlarda düşüncelerinizi konuşalım!


***Bu yazı, umudunu yitirenlere ışık olması için kaleme alınmıştır. Paylaşmak, umudu çoğaltır...






 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page